New & Pomos Lorem ipsum dolor sit amet, per ne purto corpora, cu eam cetero dolores.

Yoros Kalesi

Kale; Bizans eseri. 14’ncü yüzyıl ortalarında, bir süreliğine Cenevizlilerin eline geçmiş, sonra yeniden Osmanlılar almış. Kulelerden birinde görülen, tuğladan harflerle yazılmış “Grekçe” kitabe, buranın Bizans inşaatı olduğunu gösteriyor. 1305 yılında ise, kale, Türklerin eline geçmiş. Yoros kalesinin, tarih içinde sıkça el değiştirdiği anlaşılıyor. Kalenin ismi nerden geliyor? Anadolu Kavağı Kalesi veya Ceneviz Kalesi olarak da bilinen bu kalenin adı “Kutsal Yer” anlamına gelen, “Hieron” dan geliyor. Yoros adının doğrudan doğruya “Dağ” anlamındaki “Oros”tan gelmiş olması da düşünülebilir. Boğazın; Karadeniz’e açılan bu bölgesinde; belki de kalenin bulunduğu yerde, 12 tanrı adına yapılmış bir mabet varmış. Geçen yüzyılda burada bulunan bazı atik mimari parçaların, bu mabedin kalıntıları olduğu düşünülüyor. Buradaki 12 tanrı adına yapılmış yapılar, Kalenin yapılış tarihini tek tanrılı dinlerden öncelere götürmeyi sağlıyor.

Evet; Yoros kalesi, 19’ncu yüzyılda, terk ediliyor. Çünkü, artık savunma durumunda bulunulmuyor. Burayı ziyaret ettiğinizde; duvarlarda ve kulelerde, Cenova armaları göreceksiniz. Geç bir dönemde, örülerek kapatılan ana girişin, iki yanındaki, haşmetli kulelerin cephelerinde; mermer üzerine kabartma olarak birer yarım ay içine, kollarının uçları tomurcuklu haçlar var. Her iki taşın da dört köşesindeki Grekçe kısaltmalı harfler incelendiğinde; görülür ki; bunlar hakkında şimdiye kadar yazılanlar eksik veya yanlıştır. Karadeniz tarafındaki kulenin üzerindeki harfler;” İsa’nın nuru, herkesin nurudur” anlamına gelen, kelimelerin kısaltmasıdır. Marmara tarafındaki kulede ise, yine “ Işık, nur” kelimelerinin kısaltması teşhis olunuyor.
Çifte burcun kapıya dönen yüzlerinde ise; yine mermere işlenmiş bir haçı çevreleyen dairenin içinde de “İesos Hristos Zafer” anlamındaki kelimelerin kısaltmaları yer almış. Örülü esas kapının iç tarafında ve yukarıda bir mermer levhada, iki küçük sütun kabartmasına oturan kemer biçiminde bir çerçevenin içinde, bir haç var. Bunun kolları arasındaki boşluklarda da kısaltma oldukları belirtilen dört harf var. Kaleyi inceleyen gezginler, harflerin Bizans devletinin klasik formülü olan, dört B’yi burada teşhis ettiklerini sanmışlardı. Buradaki dört harf, “ Ey sahip, despot Mihael Palaeologos’a kurtarıcı ol” anlamına gelen, dört kelimenin baş harfleri olarak okunmaktadır. Böylece, kalenin, şehir Latinlerinden 1261 yılında geri alınarak sonra İmparator VIII. Mihael Palaeologos (MS.1261-1282) tarafından yaptırıldığını ileri sürmek mümkündür.

Doğudan batıya, 500 m. kadar uzunluğu olan kale, Karadeniz’e paralel olarak araziye yerleşir. Kalenin genişliği: 60-130 m. arasında değişir. Bu tahkimatın; Boğaz tarafında olanı daha alçak iki tepenin üstünü kaplar. Kalenin en güçlü kısmı: yüksek tepenin, doğuya, yani Anadolu’ya bakan tarafıdır. Bu da kalenin, Boğaz girişini kontrol etmek kadar, kara tarafından gelecek bir tehlikeyi karşılamak üzere düşünüldüğünü gösteriyor. Kalenin esas girişi, doğu tarafında, 120 m. kadar yükseklikteki tepenin üstündeki en hakim noktadadır. Yükseklikleri 20 m. kadar olan, yuvarlak iki burç arasında açılan tuğladan kemerli giriş, sonraları örülmüştür. Girişteki çift kulenin içlerinde, dört kolu eşit bir haç biçiminde mekanlar var. Her iki kulede de, bu mekanların üstlerinde, duvar tekniğinin değişik oluşundan anlaşıldığına göre, geç bir dönemde yükseltilerek, birer kat etlenmiştir. Güney duvarlarının sonunda, bugün bir kapı açıklığı gibi görünen parça da aslında bir burçtur. Kalıntılardan anlaşıldığı üzere, büyük kulelerin benzeri olarak, içinde haç biçiminden dört kemerli ve kubbeli tonozla örtülü, yüksek bir mekan olmalıdır. Bilinmeyen bir dönemde, bu burç yarısına kadar yıkılmıştır. Kalenin kıyıya kadar indiği ve burada en azından bir iskelesi ile bu iskeleyi koruyan bir burcu olduğuna ihtimal verilmektedir. Ayrıca, burada hangi döneme ait olduğu anlaşılamayan bir de fenerin bulunduğu, tarihi süreç içinde yapılan gravürlerde görülmektedir.

Burası: Anadolu Kavağı sırtlarında, zamanında boğazı gözetlemek ve kontrol altında tutmak için inşa edilmiş. Bugün hala ayakta kalmış olan iki büyük kulesi ve yeşillikler içerisinde boğazı seyredip güzel fotoğraflar çekilebilecek bir mekan.