oakenshield

Parti Organizasyonları


Özel gün kutlamaları güzel bir anı, hayatınızın bir yansıması olarak kalırlar. Bu yüzden doğan bebeğinizin ilk yaş kutlaması, hamileyken arkadaşlarınızla paylaştığınız baby shower , en yakın arkadaşınızın size hazırladığı sürpriz bekarlığa veda partisi ,bebeğinizin ilk dişi çıktığı anki mutluluğunuz; hepsinin hayatlarınızda ayrı ayrı özel yerleri vardır. Profesyonel ekibimizle bu özel anları unutulmaz kılmak istiyoruz.

Düğün, Nişan ve Kına


Düşlerinizin ötesinde , özel konsept düğünler veya Nişan Davetlerinizle Anadolu yakasında hayallerinizi gerçeğe dönüştürüyoruz. Her biri kendi alanlarında uzman ve tecrübeli ekiplerimiz, en küçük detaylara kadar her şeyi sizin için planlandı. Üstelik kendi düğününüzü kendiniz de tasarlayabilirsiniz !!!

Avantajlı Fiyatlarda Avantajlı Davetle

Hafta içi veya hafta sonu gerçekleştireceğiniz 100 kişiye kadar Nişan Davetlerinde, kokteyl ve pasta ikramı dahil özel paketimizden yararlanmak için bizimle iletişime geçin.

Küçüksu Kasrı


19’ncu yüzyılda; Sultan Abdülmecit, Küçüksu’da, daha önce inşa edilmiş olan eski ve ahşap yapıyı yıktırarak yerine bugünkü kasrı yaptırır. Döneminde: av ve dinlenme amaçlı kullanılıyordu. Bodrumu ile birlikte, 3 katlı olan kasır; geleneksel Türk evi plan tipini yansıtıyor. Oda ve salonları, değerli eserlerle döşenmiş olan eşsiz bir sanat müzesi niteliğindeki kasır; Cumhuriyet döneminde de bir süre, devlet konuk evi olarak kullanılmış. Günümüzde ise; bir müze-saray işlevini kazanmış.Küçüksu’dan sonra yükselen arazide, güzel bir koru var. Tepe; bir aşk hikayesi’nden dolayı “Sevda Tepesi” olarak biliniyor.

Küçüksu


Küçüksu: geçen yüzyıl sonunda: kasrı, çayırı ve hemen yanı başındaki Göksu deresi ile anılırdı. Bir zamanlar; mehtap seyrederek kayıkla dolaşılan, kaçamak göz süzüşlerle delikanlıların yüreklerini hoplatan güzellere şarkılar yazılan Göksu’ya şimdi bakıp “Bütün bunlar burada mı yaşanmış?” diye şaşırmamak elde değil. O zamandan bugüne, Küçüksu Kasrı ve yanındaki çeşme ulaşmış. Ama, onunla birlikte anılan Küçüksu Çayırından eser kalmamış. Çayır; 2’nci boğaz köprüsü sırasında şantiye olarak kullanılmış ve bütün özelliğini yitirmiş.

Anadolu Hisarı


14’ncü yüzyılda, Sultan I. Beyazıt (Yıldırım) ın, Boğazın en dar yerine yaptırdığı kalenin adlandırıldığı yer. Göksu deresi ile deniz arasında, kireç ve şist katmanlarından meydana gelen tepenin üzerindedir. Eski kaynaklarda: “Güzelhisar, Güzelcehisar, Yenihisar, Yenicehisar, Akhisar” isimleriyle de anılır. Doğu-Batı çapı:65 m. ve Kuzey-Güney çapı ise 80 m. Dış surların kalındığı: 2 ile 5 m. arasında olup bu dış surların üzerinde, topların yerleştirildiği menfezler bulunur. Hisarın surlarını korumak için, surun üzerine, silindir şeklinde, 3 kule yapılmıştır. Asıl kalesinde ve iç surlarında, araları harçla doldurulmuş blok taşlar kullanılmıştır. Anadolu Hisarının, Osmanlı tarihinde önemli bir yeri vardır. Yıldırım Beyazıt, Ankara Savaşında yenilince, oğlu Süleyman Çelebi, bir süre burada saklanmıştır. Sultan II.Murat devrinde, Haçlı ve Macar ordusunu durdurmak üzere yola çıkan ordunun Rumeli’ye geçmesinde, bu hisardan yararlanılmıştır. Sultan II. Murat, Yalova yolu ile buraya gelmiş, Çandarlı Halil Paşa’da, karşı kıyıdan top ateşiyle padişahı korumuş, Papalık ve Venedik donanmasına rağmen, rahatlıkla karşı kıyıya geçilmişti. İstanbul’un fethinden sonra askeri önemini yitirmiş, çevresi zamanla bir yerleşim bölgesi durumuna gelmiştir. Hisar civarında, önce askerler yerleştirilmiş, daha sonra sivil halk da iskan edilmeye başlanmıştır. Bugün bazı bölümleri yıkık olan Anadolu Hisarı’nın ortasından yol geçmektedir.

Küçüksu’nun en ünlü yapısı: Küçüksu Çeşmesi ve Küçüksu Kasrı’dır.

Hekimbaşı Yalısı


Hekimbaşı Salih Efendi (1817-1905); 1843 yılında, Türkiye’nin ilk Tıp Okulundan mezun olmuştur. Üç değişik Sultanın doktorluğunu yapmış ve kentteki bütün tıbbi kuruluşları denetlemiştir. Botanik meraklısı olduğundan, bir güle, onun adı verilmiştir. Soyundan gelenler, hala, yalıda yaşamaktadırlar.
Evet, gezimize devam ediyoruz. Yolumuz üzerinde; Anadoluhisarı var.

Kanlıca


Kanlıca’da ineklerin sütü, yediği özel bir ottan dolayı, pembe olurmuş. Yoğurdun ünü de buradan gelirmiş. Kanlıca’da İskele yanındaki çay bahçelerinde yoğurt yemek, bugün de fena değil. Mutlaka tadına bakın. Bu arada, yalılardan kalan boşluklar da olta balıkçılarının mekanı olmuş. Olta takımınız yoksa, kiralayıp balık tutmayı deneyebilirsiniz. Kanlıca içindeki sokaklardan birine girip, Kanlıca sırtlarına çıkıldığında, Boğaziçi’nin belki de en şirin noktalarından birine, Mihrabad Korusuna çıkabilirsiniz. Bu koru, adını: Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın sadrazamlığı sırasında, Sultan III. Ahmet için yaptırdığı ama sonradan yıkılan Mihrabad Kasrı’ndan almış. 25 hektarlık koru, Boğazın hakim bitki örtüsünü, en çok da erguvan ağaçlarıyla, fıstık çamlarını barındırıyor. Koru: Orman İşletmesinin idaresinde.Kıyıda: Asaf Paşa , Şefik Bey, Hacı Ahmet Bey, Ethem Pertev, Ferruh Efendi, Prenses Rukiye, Hekimbaşı Salih Efendi, Marki Necip yalıları; Kanlıca’nın önemli yapıları. Buradaki en ilginç yapı: 1699 tarihi yapımı olan, en eski ahşap Osmanlı evi sıfatını taşıyan; Amcazade Yalısı’ndan geriye kalan divanhanesi. Ne yazık ki; o da, 2003 yılındaki yağmurlardan sonra; yıkılmak üzere.

Hidiv Kasrı


Çubuklu sırtlarındadır. 1907 yılında, Mısır’ın son hidivi (Osmanlının Mısır Valisine hıdiv ismi veriliyor) Abbas Hilmi Paşa tarafından, İtalyan mimar Delfo Seminati’ye yaptırılmıştır. Dönemin mimari modasına uygun olarak “art nouveau” tarzındadır. Kasrın binası: şato biçimindedir. Kapısının üzerinde “Ay-yıldızlı” Hıdiv Tacı Bayrağı arma haline getirilerek yerleştirilmiştir. Dış kapı girişi tamamen altın yaldız çiçek figürleriyle işlenmiştir. Yuvarlak mermer sütunlar, Teraslar, Hıdiv’in yatak odası, kulesi, mermer, ahşap ve kristal salonları önemli özellikler taşır. Neo-Klasik, Neo-İslam, Neo-Osmanlı olarak değerlendirilecek öğelerle bezenmiştir. Avrupa mimarisindeki gelişmeler, çiçek, meyve ve av hayvanlarının resimleri, duvarlara, tavanlara, sütun başlıklarına işlenerek yapılmıştır.Kasır, Vali Muhittin Üstündağ zamanında, çok küçük bir bedelle satın alınarak, şehre kazandırılır. Böylece;176 dönümlük koca orman, kıyıdaki eski yalı binaları, güney ucundaki büyük ahır binası, kuzey girişindeki şato benzeri kapısı ve sarayın kendisi; yok denecek bir fiyatla, İstanbul şehrinin malı olur. Hidiv ise, Türkiye’yi kesin olarak terk eder ve İsviçre’ye yerleşir.
Tarihi süreçte: uzun süre bakımsız kalan kasır, 1980’lerde özel firma tarafından restore edilmiş ve bir süre otel olarak hizmet vermiştir. Şu anda: lokanta ve sosyal tesis olarak kullanılmaktadır. Kasrın bir yüzündeki İstanbul’un en büyük gül bahçelerinden olan dış mekanı ve tarihi iç mekanda ayrıca düğün gibi organizasyonlar da düzenlenmektedir. Arkasındaki koruluk ve yürüyüş yolu ise, spor ve yürüyüş yapanlar tarafından kullanılmaktadır.Kasrın ana girişinin ortasında; mermerden ihtişamlı ve anıtsal bir çeşme var. Tavanı; çatıya varıncaya kadar yükselir ve vitrayla kaplıdır. İçinde; çeşitli yerlerinde zarif çeşme ve havuzlar bulunuyor. Bina; plan olarak, salonlar arasındaki bağlantılar aracılığıyla, havuzun etrafında bir daire çizmekte. Bu daire, yalnızca giriş holü tarafından kesilmekte. Bu holdeki tarihiasansör, dikkat çekici başka bir detay. Üst katta ise, özel odalar bulunmakta.Boğaziçinin geleneksel yapısını en iyi koruyan bölgesi: Kanlıca-Kandilli arasıdır. Boğaziçinde; yapılaşmaya izin verilmesiyle birlikte, önemli ölçüde yara alan: KanlıcaKoruları, Kavacık Mesiresi, Mihribat ve Kavacık Ormanları, yine de darlaştırılmış bir yeşil kuşak olarak Kanlıca’yı tepeden sarıyor.

Paşabahçe


Çubuklu’yu geçince Paşabahçe’ye inerken, deniz kenarında toprak bir yol ayrılır. Boğazın bu en güzel yerinde bulunan antrepolar boşaltıldı ve restore edilerek, turizme kazandırıldı. İstanbul’un ünlü eğlence yerlerinden biri, burada faaliyette. Evet; Sanayileşme köylerinden biri olan Paşabahçe’de; Paşabahçe Cam Fabrikasını ve fabrika satış mağazasını göreceksiniz.Mağaza her gün açık. Mutlaka uğrayın. Makine ve el işçiliğiyle üretilmiş cam eşyalar uygun fiyatlarla satışa sunuluyor.Burada: 200 yıllık camcılık geleneği ve ayrıca “Beykoz işi” denilen, cam mamülleri ve Çeşm-i Bülbül’leri üretilmiş.

Bu bölgede görebileceğiniz diğer yapılar: Ahmet Mithat Efendi Yalısı, İshak Ağa Çeşmesi, Çubuklu Tepelerindeki Hidiv Kasrı

Beykoz


Mesireleri, kaynak suları, av sahaları, kalkan balığı, paçası ve cevizi ile ünlü bir yer. Zaten; Beykoz’a girerken, sağda Beykoz Korusunu göreceksiniz. Dar bir kapıdan, arabayla girilebilen koruda lokantalar ve havuz başında ise çay bahçesi var. Beykoz meydanındaki İshak Ağa Çeşmesi, güzel bir yapı. Ama daha hoş yanı İstanbul’da, bugün de kullanılabilen, ender meydan çeşmelerinden biri. Bir zamanlar; kılıç balığı bile tutulabilen Beykoz’un asıl: Kalkan balığı ünlü. Bir de: paçası. Mutlaka tadın.